27 Nisan 2013 Cumartesi

BALDA KRİSTALLEŞME, RAF BALINDAKİ RİSK, AMBALAJ RİSKİ


BALDA KRİSTALLEŞME : RAF Balları Sağlığa Zararlı mı? Ambalaj Hataları

Balda kristallenme olayı, früktoz miktarının glikoz miktarı oranına, glikoz miktarının su miktarı oranına ve balın polen içeriği ile baldaki kristal ve yabancı partiküllerin bulunmasına bağlı olarak ortaya çıkar.
Pamuk ve Ayçiçek balları hasattan kısa bir süre sonra kristalleşmekte ve bu özellik ısıtma ile giderilememekte, çam balları ise saf olduğu takdirde sıvı olarak kalmakta , az miktarda kristalleşen çiçek balları ile karışık olması durumunda kristallenmektedir.
Süzme Bal; Ortam sıcaklığı 35 °C'ı geçmeyecek biçimde petekli balın santrifuj metodu veya dinlendirilerek süzülmesi ile elde edilen balı ifade eder. Süzüm sonrası yeterince dinlendirilen balın su oranı özellikle % 18’ in üzerinde ise fermantasyona uğramaması ve ballarda kristallenmenin geciktirilmesi için ısıtma işlemi uygulanmakta Yüksek ısıda ve uzun süreli ısıtılması hallerinde balın tat ve aroması değişir, rengi koyulaşır, diastaz, invertaz ve gliko oksidaz gibi enzimlerin kayba uğraması sonucu kalite kayıpları meydana gelir.
Diastaz aktivitesinin düşmesine karşılık; früktoz parçalanarak hidroksimetil furfurol(HMF) miktarında artma meydana gelir. 
HMF; Yüksek ısıda bazı asitlerin etkisi ile früktozun parçalanması sonucu meydana gelen bir bileşiktir. Yükselmesi balın kalitesini bozduğu gibi , bal insan sağlığı için zararlı bir maddeye dönüşmektedir.
Balların depolanması sırasında da kalite kayıpları meydana gelir. Bal kavanoz gibi şeffaf ambalajda ise, karanlıkta saklanmalıdır. 
Işık, depo ısısı ve nispi nem balın depolanması üzerine etkili bir faktörlerdir. 
Kovandan alınan ballı petekler uzunca süre saklanacaksa, sıcaklığı 10 derecenin altında ve nispi nemi % 60 olan depolar kullanılmalıdır.
Isıtmada olduğu gibi depolama süresi uzadıkça balda diastaz enzimi azalarak HMF miktarında artma görülmektedir. Fermantasyon: Balda bulunan glikoz ve früktoz şekerlerinin maya bakterilerinin etkisi ile etil alkol ve karbondioksite dönüşmesi olayı olup, sonuçta balın tadı bozulur. Fermantasyon mayaları (bakteri ve spor halinde) balda tabii olarak vardır. Bunlar diğer tip bakterilere nazaran yüksek şeker konsantrasyonunda gelişme çoğalma özelliğine sahiptirler. Ancak tam olgunlaşmış bal bu bakterilerin gelişmesini engelleyen şeker üst limitindedir. Baldaki fermantasyonun başlamasına baldaki su oranı, bünyesindeki mayaların cinsi, miktarı depolama ısısı etki eder. Bal % 17’den az su içeriyorsa bir yıl içinde kendiliğinden fermantasyona uğramaz.
Diastaz sayısı; 100 g balda bulunan amilaz enzimlerinin, 38-40 °C'da, 1 saat içerisinde ve deney koşullarında önceden saptanan bitiş noktasına kadar parçaladığı nişasta miktarını Balda HMF miktarı: 40 mg/kg Ôdan fazla olamaz..
Diastaz (Amilaz) :Şeker sindiriminde rol oynayan bir enzimdir. Çürük olayını tetikleyen bir durumdur. (Çürüme- Bozulma)
Nisan 2013 Yeni bir koloni... Arılar varsa bizler de varız...


25 Kasım 2012 Pazar

BAL VE TARÇIN MUCİZESİ

BAL VE TARÇIN

Bal ve Tarçın karışımının birçok hastalıklara iyi geldiği saptanmıştır.
Eski Yunan tıbbında olduğu kadar Ayurvedik tıpta da Bal,asırlarca hayati ilaç olarak kullanılmıştır. Bugünün bilim adamları birçok hastalıkların tedavisinde Balı çok etkili bir ilaç olarak kabul etmişlerdir. Bal hertürlü hastalıkta herhangi bir yan etkiye sebep olmaksızın kullanılabilmektedir.
Bugünün tıp ilmi,balın tatlı olmasına karşın doğru dozlarda alındığında şeker hastaları için tehlikeli olmadığını kabul etmektedir.
Kanada da yayımlanan ünlü Weekly World News dergisinin 17 OCAK 1995 tarihli sayısında batılı araştırmacılar tarafından bal ve tarçınla tedavi edilen hastalıkların listesini yayınlamıştır.
TRİT
Bir kısım Balı 2 kısım ılık su içerisine koyup üzerine bir çay kaşığı toz Tarçın ilave ederek bir krem elde edilir. Bununla vücudun ağrıyan yerlerine masaj yapılır. 1-2 dakika içerisinde ağrının azaldığını göreceksiniz.
Artritli hastalar,bir bardak sıcak su içerisinde 2 kaşık Bal ve bir çay kaşığı toz Tarçını eritip sabah ,akşam alabilirler. Eğer düzenli olarak alırlarsa Kronik Artriti olan hastalar bile tedavi olabilirler. Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ;kahvaltıdan önce Bir yemek kaşığı Bal ve ½ çay kaşığı toz Tarçını alan 200 hastadan 73 ü bir hafta içerisinde şifa bulmuşlar, geri kalan yürüyemeyen ve hareket edemiyen hastalar da bir ay içerisinde şifa bulmuşlardır.
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
Hergün kullanılan Bal ve Tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldırılarına karşı korur. Araştırmacılara göre Bal,birçok Vitamin ve büyük miktarda demir içermektedir. Balın düzenli kullanılması, Akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslarla savaşan,korpuskülleri de kuvvetlendirir.
KANSER

Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada ,mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur. Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık Tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.
DİŞ AĞRISI Bir kaşık toz Tarçın ve 5 tatlı kaşığı Bal karışımı ağrıyan dişe tatbil edilir.
Ağrı kesilene kadar günde üç defa tatbik edilir.
AZIMSIZLIK & GRİP
Toz Tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler İspanya da yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.
İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI
İki kaşık toz Tarçın,bir tatlı kaşığı Bal, ılık su içerisinde eritilip içilir. Mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.
KALP HASTALIKLARI
Bal ve Tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür. Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur. Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır. Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.
KISIRLIK
Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.
Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir. Çin,Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamıyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz Tarçın kullanmaktadırlar. Gebe kalamıyan kadınlar bir tutam toz Tarçın ve yarım tatlı kaşığı balı gün boyunca bir bir sakız üzerine koyup çığnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır. Amerika Meryland’da evli bir çiftin 14 yıldır çocuğu olmamış ve ümitlerini de kaybetmişlerdir.Bu uygulamalar kendilerine anlatılmış ve yukarıda belirtilen kürün uygulamasına başlandıktan birkaç ay sonra ikiz çocuklarının olacağı tesbit edilmiştir.
KOLESTEROL
İki kaşık Bal, Üç tatlı kaşığı Toz Tarçın,450 gr.demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düşecektir. Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları i,çin uygulanabilir. Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.
MİDE AĞRILARI
Bal ve Tarçın kürlerinin ,mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır. GAZ SORUNU: Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar Bal ve Tarçının midedeki gazı giderdiğini göstermiştir.
SAÇ DÖKÜLMESİ
Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilacesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve taklaşık 15 dakika bekledikten sonra yıkanır.
5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.
SİVİLCELER VE DERİ
3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür.Sabahleyin ılık su ile yıkanır. Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.
Egzama,mantar ve diğer deri infeksiyonlarında eşit miktardaki Bal ve Tarçın karışımı uygulanır.
SOĞUK ALGINLIĞI
Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz Tarçın günde üç defa yenir.
Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.
YAŞLILIK
Bal ve Tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler. 4 kaşık bal,1 kaşık toz Tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumşak tutar, yıpranmasını durdurur.
YORGUNLUK
Araştırmayı yapan Dr.MİLTON, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.
ZAYIFLAMA
Bir bardak su içerisine eşit miktarda Bal ve Tarçın konup kaynatılır.Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir. Düzenli uygulanırsa kilo verilir. Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde ,yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.

RTÜK 3 bal markasının reklamını durdurdu.

Değerli Dostlar,

RTÜK 3 bal markasının reklamını durdurdu. RADYO Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın tespitleri üzerine, 3 bal markasının reklamlarını durdurdu. RTÜK’ten yapılan açıklamada, “Balderesi, Bal Teknesi ve Osmanlı Bal Evi”’nin televizyon reklamlarının durdurulduğu kaydedildi. AA.

Bu sadece buz dağının görünen yüzüdür.

Özellikle gezginci arıcıların hasad ettikleri ballar analiz için numunesi alınmış, numune alınmış olan fıçılar mühürlenmiş ve barkodlanmış olmalı. Analiz raporu çıkmamış bal, kesinlikle piyasaya sürülmemeli. Bu sürece aykırı piyasaya ürün sürenler ciddi cezalar ile cezalandırılmalı. Satılan balın hangi analz raporndaki seriden olduğu yılı, dönemi, bölgesi net olarak belirtilmeli.

Bu tür denetim ve kontroller devreye alınmadığı sürece bal diye glikoz şurubu yemeye devam ederiz.

Sevgilerimle,


16 Mayıs 2012 Çarşamba

12 Şubat 2012 Pazar

Ekrandan ballı tuzak


Ekrandan ballı tuzak

TV izlerken son günlerde sık sık karşılaştığımız, yollarda bilbordlarda sürekli görmeye başladığımız 'ucuz' ballarla ilgili ihbar gerçeği ortaya çıkardı. Akşam Gazetesi'nin haberine göre ne yazık ki bu balların çoğuna hile karıştığı yapılan ihbarlar sonucu ortaya çıktı. Tarım Bakanlığı da bu nedenle bal satışlarını sıkı takibe aldı...

12 Şubat 2012 - 12:24

Elinizde kumanda televizyonda seyredecek ne var diye bakarken, uydu kanallarının neredeyse tümünde, bazı ulusal kanallarda ve hatta radyolarda bal satışı yapıldığına rastlayabilirsiniz. Bu reklam ve tanıtımların bazılarında tanıdık simalar, üretici firmanın bir elemanıyla hem balın faydalarını hem de elinde bulunan ürünün ne kadar doğal ve kaliteli olduğunu anlatıyor. Buraya kadar aslında her şey normal görünüyor. Anormal olan durum, ürünün fiyatının anonsuyla ortaya çıkıyor. Balın raf satış fiyatının çok altında bir talepte bulunan firma bunun sebebini, 'kısa bir süre için, bu program boyunca indirimli' veya 'hemen arayan ilk 20 kişiye' olarak ifade ediyor. Fakat bu satışlar aylardır bu tarz promosyonlarla devam etmekte ve söylenen o ki fiyatlarda bir değişiklik yapılmıyor. Yani 'kısa bir süre' diye duyurulan rakam ürünün satış fiyatı olarak kabul edilebilir. O zaman ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor; ya daha pahalıya satanlar haksız kazanç elde ediyor ya da bu fiyata gerçek bal satmak mümkün değil! İkinci cevabın doğruluğunu internetteki birçok şikayet sitesi ve forumlarda da bu yöntemle satılan ballardan alan tüketicilerin şikayetlerinin fazlalığı kanıtlıyor. Bu şikayetler ve medyada yer alan haberler neticesinde, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da bal satışlarını ciddi olarak takip ediyor. Gıda Kontrol Laboratuarlar Daire Başkanlığı, tüm markaları sıkı sıkı incelerken, Daire Başkanı Mehmet Beykaya, Bakanlık tarafından yılda  3-4 kez yapılan bal kontrolünün yaşanan bu olumsuzluklar neticesinde neredeyse her 15 günde bir yapılmaya başlandığını açıkladı. Başkanın bu açıklaması yaşanan endişeleri bir nebze hafifletse de kafalardaki soru işaretlerini tam anlamıyla yok etmeye yetmedi. Peki, bu konuda uzmanlar ve uzun yıllardır bal sektörünün içinde yer alan köklü firmalar ne düşünüyor? Tema Vakfı bünyesinde faaliyet veren Temarı, ANG Vakfı Arıcılık Danışmanı Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet İnce ve Altıparmak Gıda Pazarlama Direktörü Gürsal Gürarda, bal hakkında merak edilen soruları yanıtladılar.

Bal aromalı şuruplara dikkat
Altıparmak Gıda Pazarlama Direktörü Gürsal Gürarda; balların elde ediliş kaynaklarına göre çiçek balı ve salgı balı olarak, elde ediliş şekillerine göre de petekli bal, süzme bal ve pres balı olarak sınıflandırıldığını belirtiyor. Türkiye'de ve dünyada üretilen balın büyük bir kısmının nektarının çiçeklerden geldiğini ancak bir miktar balın da çiçek olmayan kaynaklardan elde edildiğini söylüyor. Bu şekilde  elde edilen bala da salgı balı deniliyor. Çam balı, ülkemizin dünyaca ünlü salgı balı çeşidi.

- Bal alırken nelere dikkat etmeliyiz?
Bal, tüm diğer gıda maddeleri gibi ambalajına, etiketine dikkat edilerek, içeriğinden seri numarasına, üretici firma bilgilerinden son kullanma tarihine kadar dikkatlice incelenerek satın alınması gereken bir ürün. Bal olmadığı halde bazı ürünler 'bal aromalı şurup' adı altında satışa sunulabiliyor. Tüketicilerimize; uzun yıllar içerisinde güvenilirliğini kanıtlamış markalı süzme balları tercih etmelerini öneriyoruz.

- Hangi bal neden pahalıdır?
'Bal ne kadar pahalıysa, o kadar iyidir', düşüncesi de yanlıştır. Gerçek ve sağlıklı bal için fiyatlandırmada bir alt limit olmakla beraber, az bulunurluğa ve pazarlamaya bağlı olarak fiyat bir miktar artış gösterebilir. Öte yandan bal doğal bir ürün olduğu için doğanın kendisinin fiyat üzerinde belirleyici rolü var. Örneğin üretimin çok olduğu dönemde bal fiyatlarında düşme olabiliyor.

- Hangi belgeler alınıyor ve nerelerden?
Tarım Bakanlığı tarafından onay verilmiş firmalardan ve Bakanlıktan alınan sertifikaların olup olmadığına mutlaka dikkat edilmeli.

- Balların kokusu ve tadı neden farklı olabiliyor?
Balların tat, koku ve renkleri, üretim yerlerine ve elde edildikleri bitkilerin cinsine göre değişebilmektedir. Ayrıca aynı yörede ya da aynı bitkiden elde edilen ballarda bile mevsimsel değişiklikler olabilmektedir. Balın içine giren her çiçeğin nektarının kendine özgü tat, koku ve rengi vardır. Tüm bu değişkenlikler tamamen doğal bir ürün olan bala yansımaktadır.
Organik bal üretimi gerekiyor
Temarı ve ANG Vakfı Arıcılık Danışmanı Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet İnci, bal üretiminde yaşanan sıkıntıların birçok nedeni olduğunu ve balın kirlendiğini, bu kirliliğin önüne geçilmesi için mutlaka organik bal üretimine ağırlık verilmesi gerektiğini vurguluyor.

- Bal nasıl kirlenir?
Gittikçe kirlenen çevre şartları, arıcıların eğitimsizliği, yanlış koloni dağıtımı, damızlık ana arı yetersizliği, arı sağlığında teşhis ve tedavi yetersizliği, temel peteklerin taşıdığı kimyasallar, ticari şekerlerle besleme yapılarak bal üretimi, GDO'lu şekerlerle bal üretimi, merdiven altında üretilen ve bal diye satılan şeker şurupları ve bal kalite kontrolünün etkin yapılamaması nedenleriyle balda ciddi bir kirlenmeye neden oluyor. Arı kolonilerini früktoz veya sakkaroz gibi ticari şekerlerle beslemeyip, arı hastalıklarında tedavi edici kimyasal madde kullanmadan, organik temel petek, doğal keresteden imal edilmiş boyasız kovanlar ve hijyenik arıcılık ekipmanları kullanarak çevre kirliliği olmayan ormanlar veya meralardaki doğal çiçeklerin nektarlarından üretilen bal temiz, yani organik bal anlamına geliyor.

- Türkiye bal ihracatında söz  sahibi mi?
Dünyada 350 bin ton bal ticareti yapılıyor. Fakat Türkiye bu ticaretin içinde yer almıyor. Türkiye'nin bitki örtüsü bal üretimi için uygun ancak arı sayısının çok olmasına rağmen verim ve kalite düşük.

BAL KONUSUNDA BİLİNEN YANLIŞLAR
- Petek bal daha mı sağlıklıdır?

'Petek bal daha sağlıklıdır, daha doğaldır' anlayışı kesinlikle yanlıştır. Petek balmumundan oluşur ve sindirilemez. Ayrıca petekli bal üretiminde daha çok şeker kullanılıyor. Fakat bu yanlış anlayıştan dolayı piyasada alıcı daha çok olduğu için daha yüksek ücretlerde satılıyor. Aslında üretici petek bal alarak bal değil, daha ziyade şeker almış oluyor. Özellikle mısır şekeri kullanılarak üretimi yapılıyor.

- Bal bozulur mu?
Bal değişik ısı şartlarında granüle olur. Bu çok doğal bir evredir. Aynen değişen ısıyla suyun buz haline gelmesi gibi. Fakat bal değerini yitirmez ya da bozulmaz. Çünkü balın yüzde 65'i şekerden oluşur, bu yüzden bozulması imkansızdır. Polen taneciklerinin etrafı yoğunlaşır ve granüle olur. Tekrar akışkan hale gelmesini istiyorsanız, 60 dereceyi geçmemek kaydıyla ısıtarak balı akışkan haline getirebilirsiniz. Piyasada çok akışkan halde satılan ballar 5 yüz derece gibi yüksek ısılar kullanılarak şeffaf kalır. Bu işlem sonrasında bal, içindeki değerleri tamamen yitirir. Bu nedenle bal alırken koyu olmasına dikkat ediniz. Çok akışkan olması iyi değildir.

- Çok duyulan bir şey var 'bala su kaçırmayın bozulur' doğru mudur?
Balın içine su kaçmasıyla bozulması da söz konusu olmaz. Balın özgül ağırlığı sudan fazladır. Bal ve su bu yüzden birbirine karışmaz.

- Buzdolabında mı saklanmalıdır?
Balı illaki buzdolabında ya da çok serin bir yerde saklamanızın lüzumu yoktur. Oda sıcaklığında muhafaza edilebilir.
 (AKŞAM)       
(AKŞAM)

22 Ocak 2012 Pazar

PROPOLİS - BİLİNMEYEN MUCİZE



Propolis Nedir?


Propolis işçi bal arılarının ağaç ve çalılarının yaprak tomurcuğu, gövde yaraları gibi büyüyerek yenilenen kısımlarından topladıkları sarı, yeşil ve kahverengi reçinemsi bir maddedir. Arılar propolisi arka bacaklarında bulunan polen sepetlerinde depo ederler ve koloniye taşırlar. Kovanda balmumu ile karıştırarak, larva yuvalarının cilalanması ve sterilize edilmesi için bal arıları tarafından kovanda kullanılır. Propolisin antibakteriyel ve antifungal etkileri koloniyi hastalıklara karşı korur.
Propolis'in ticari olarak arıcılar tarafından toplaması ise tahta kovan bölmelerinden ya da toplama tuzakları ile olmaktadır. Ham ürün, doğal sağlık ürünlerinde (pastil, tinktür, merhem, içecek, vb. ) balmumu ve diğer malzemelerin uzaklaştırılması ile ikincil bir işleme tabii tutulur.

Propolis kovanı iki şekilde korur. Birincisi, kovanı güçlendirir, ikincisi ise kovanı bakteri ve virüs enfeksiyonlarına karşı korur. Bu özelliklerine ek olarak diğer özellikleri sayesinde propolis yüzyıllardır insanoğlu tarafından kullanılmaktadır.

Son günlerde, gribal enfeksiyonlardan korunmada üzerinde en çok durulan doğal maddelerden birisi de propolistir. Arılar tarafından üretilen ve doğal bir reçine olan propolisi arılar, temel olarak kovanlarının inşaasında ve onarımında kullanmaktadırlar. Ülkemizde farklı isimlerle de bilinen propolis geçmişteki medeniyetler tarafından da sağlık ve sağlık dışı çeşitli amaçlarla yaygın olarak kullanılmıştır.
Sağlıkla ilgili olarak bir çok özelliğinden bahsedilmekle birlikte özellikle soğuk algınlığı ile ilgili etkileri bugünlerde ticari olarak ön plana çıkarılmaktadır.
Yapılan bazı bilimsel çalışmalarda, propolisin virüsler tarafından neden olunan soğuk algınlığı olgularında etkili olduğu ortaya konmuştur. Yine bazı çalışmalarda propolis burun spreylerinin, çocuklarda burun akıntısı, burunda tıkanıklık ve yüksek ateşle seyreden burun ve boğaz enfeksiyonlarında faydalı olabileceği gösterilmiştir.
Konuyla ilgili olarak yapılan en kapsamlı araştırma İsrailli bilim adamları tarafından gerçekleştirilmiştir. Araştırmada; 1-5 yaş arasındaki 430 çocuktan 215 ine kış döneminde 12 hafta süreyle, hergün ekinezya + propolis + vitamin C karışımı verilmiş diğer 215 çocuğa ilaç içermeyen sıvı verilmiştir. Çalışma sonucunda ekinezya + propolis + vitamin C karışımı verilen çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu görülme sıklığında %55 azalma, üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanma sayısında %50 azalma ve enfeksiyona bağlı yüksek ateşin devam etme süresinde %62 azalma tespit edilmiştir. Hasta olarak istirahat edilen gün sayısında da önemli derecede azalma gözlenmiştir. Bu karışımın uygulandığı çocuklarda az sayıda ve hafif düzeyde, geçici yan etkilere rastlanmıştır [Kaynak 1].
Japonya'da yapılan bir çalışmada; grip virüsü ile hasta yapılan farelere 7 gün süresince günde 3 kez 10mg/kg propolis verilmiş ve farelerde gribe bağlı kilo kaybının ve diğer grip belirtilerinin hafiflediği ve akciğerlerdeki virüs miktarının azaldığı gözlenmiştir [Kaynak 2]. Ancak bu etkiler incelenen 13 propolis ürününün tamamında değil bazılarında tespit edilmiştir.
İtalyan araştırmacılar tarafından yapılan diğer bir çalışmada da propolis çeşitli mikroorganizmalara karşı test edilmiş ve solunum yolu enfeksiyonu yapan mikroplara karşı önemli derecede etkili olduğu saptanıştır. Ancak bu çalışma da insan veya hayvanlarda değil, doğrudan mikroorganizmalar üzerinde yapılan bir çalışmadır [Kaynak 3].
Bulgar araştırmacıların yaptığı bir çalışmada da incelenen tüm propolis ürünlerinin gram (+) bakteri ve mantarlara karşı son derece etkili olduğu ve bir çok propolis ürününün virüslere karşı da etkinlik gösterdiği saptanmıştır. Araştırmada sıcak bölgelerden ziyade, özellikle ılıman bölgelerden elde edilen propolisin daha etkili olduğu gözlenmiştir [Kaynak 4].
Yine Bulgar araştırmacılar tarafından yapılan diğer bir çalışmada propolisin içinde bulunan isopentyl ferulate isimli maddenin influenza A virüsüne karşı son derece etkili olduğu gösterilmiştir [Kaynak 5].
Propolisin bağışıklık sistemini aktive ettiğine yönelik olarak da çeşitli araştırmalar bulunmaktadır.
Ancak tüm bu araştırma sonuçlarına rağmen propolisin grip durumunda etkili olduğunu veya gribe karşı koruyucu olduğunu kesin olarak ortaya koyacak klinik kontrollü çalışmalar bulunmamakta ve "propolis gribe karşı koruma sağlar" denilememektedir.
Uyarılar
1. Piyasada satışa sunulan propolis ürünlerinin hemen hepsinin üretiminde etil alkol kullanıldığından çocuklarda ve hamilelerde kullanımı konusunda dikkatli olunmalıdır.
2. Propolis duyarlı kişilerde alerjik etki gösterebilir.
3. Bugüne kadar propolis kaynaklı zehirlenme veya toksik etki bildirilmemiştir. Ancak ağız yoluyla (çiğnenerek, eliksiri içilerek) alındığında ağız içi bölgelerde tahriş yapabilir.
4. Yukarıdaki araştırmalara dikkat edildiğinde incelenen propolis ürünlerinin hepsinde değil, araştırma kapsamındaki bazı ürünlerde etki saptanmıştır.
Kaynaklar:
[1] Effectiveness of an herbal preparation containing echinacea, propolis, and vitamin C in preventing respiratory tract infections in children: a randomized, double-blind, placebo-controlled, multicenter study.
Cohen HA, Varsano I, Kahan E, Sarrell EM, Uziel Y.
Arch Pediatr Adolesc Med. 2004 Mar;158(3):217-21.
[2] Anti-influenza virus activity of propolis in vitro and its efficacy against influenza infection in mice.
Shimizu T, Hino A, Tsutsumi A, Park YK, Watanabe W, Kurokawa M.
Antivir Chem Chemother. 2008;19(1):7-13.
[3] In vitro antimicrobial activity of a novel propolis formulation (Actichelated propolis).
Drago L, De Vecchi E, Nicola L, Gismondo MR.
J Appl Microbiol. 2007;103(5):1914-21.
[4] Antibacterial, antifungal and antiviral activity of propolis of different geographic origin.
Kujumgiev A, Tsvetkova I, Serkedjieva Y, Bankova V, Christov R, Popov S.
J Ethnopharmacol. 1999 Mar;64(3):235-40.
[5] Anti-influenza virus effect of some propolis constituents and their analogues (esters of substituted cinnamic acids).
Serkedjieva J, Manolova N, Bankova V.
J Nat Prod. 1992 Mar;55(3):294-302.

15 Ocak 2012 Pazar

İçinde Bal Olmayan Bal Nasıl Yapılıyor?


Fruktoza aroma ekleyip ’bal’ gibi satıyorlar...

TÜRKİYE’de 500 işletmenin faaliyet gösterdiği 300 milyon dolarlık bal sektöründe, hiç bal içermemesine rağmen, glikoz, fruktoz gibi şeker türevlerine aromatik maddeler eklenerek üretilen şuruplar, bal diye pazarlanıyor. Bu şurupların satışını, herşey dahil sisteminde faaliyet gösteren turistik işletmeler ve ucuzluk marketleri körüklüyor.

TOPLAM 30 milyar dolarlık tarımsal üretimden 50 bin tonla ancak 300 milyon dolarlık pay alabilen balcılar, ’Alkolsüz İçecekler Tebliği’ne dayanılarak üretilen ballı şuruplarla rekabette zorlanıyor. 500 işletmenin faaliyet gösterdiği sektörde, hiç bal içermemesine rağmen bal diye pazarlanan bu şurupların satışını herşey dahil sisteminde faaliyet gösteren turistik işletmeler ve ucuzluk marketleri körüklüyor. Glikoz ve fruktoz gibi şeker türevlerine aromatik maddeler eklenerek üretilen ballı şuruplarda arıların hiç bir fonksiyonu bulunmuyor. Ancak, balın 3’te 1 fiyatına satılması, şurupları cazip hale getiriyor. Bu ürünlerin kilogramı 4 TL’ye satılırken, balın kavanoz fiyatı 12 TL’yi buluyor.

Hileli ürünle rekabet zor

Bal Parakendecileri, İhracatçıları ve Sanayicileri Derneği (BALDER) Yönetim Kurulu Başkan Vekili İsfendiyar Üzümcü, 500 işletmecinin faaliyet gösterdiği sektörün, hileli ürünlerle rekabet etmekte zorlanıldığına dikkat çekerek, "Alkolsüz İçecekler Tebliği ile uygulamadaki Bal Tebliği birbiriyle çelişiyor. Bal Tebliği’ne göre, piyasaya sürülen ballara herhangi maddenin katılmaması gerekiyor. Oysa, arıların hiç bir fonksiyonu olmadığı halde sadece gilikoz, fruktoz gibi şeker türevlerine bal aromaları eklenerek, şuruplar üretiliyor. Bu şuruplar da bal gibi satılıyor" dedi.

Bir kamyon arı gerekiyor

Türkiye’de arıcılık sektöründe verimin çok düşük seviyelerde kaldığına da dikkat çeken Üzümcü, şöyle konuştu:
"Verimlilikte ancak, dünya ortalamalarının 3’te 1’ini karşılayabiliyoruz. Dünyada kovan başına 50 kilogram bal alınırken, bu Türkiye’de 17 kilogram seviyelerinde kalıyor. Verimin düşük olması, üreticilerin maliyetleri karşılamalarını da zorluyor. Bu maliyet artışında gezgin arıcılığın Türkiye’de yaygın olması, önemli rol oynuyor. Bal üreticilerin maliyetlerini karşılayabilmeleri için en az bir kamyon arılarının olması gerekiyor. Bu da arıcı başına 300 kovan anlamına geliyor. Sektörün kárlılığı yakalayabilmesi için ilk başta küçük çaplı arıcıların birleşmesi gerekiyor" dedi.

Petekli ballarda ’zirai ilaç kalıntısı’ şüphesi

Aşırı rekabetin yaşandığı arıcılık ve bal sektöründe, firmalar bir yandan birbirleriyle rekabet ederken, diğer yandan da haksız rekabetle mücadele etmek zorunda kalıyor.

Şurup olarak adlandırılan baldaki hile, petekli ballarda da gözleniyor. Peteğin altına ballı şuruplar konuluyor. Üzerine ise süzme bal eklenip, gerçek balmış gibi piyasaya sürülüyor.

Firmalar, bal alırken, süzme bal tercih edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Petekli baldan kaçınılması öneriliyor. Bu da, peteklerde zirai ilaç kalıntılarının kalmasından kaynaklanıyor.

Sağlık açısından risk oluşturan bu ilaç kalıntıları, petekle birlikte sofralara giriyor.

Süzme bal ise kalıntı kontrolünden geçirilip, şeker profili çıkarıldıktan ve tat, doku, enzim kontrolleri yapıldıktan sonra ambalajlanıyor.

Erkan ÇELEBİ / Hürriyet
 ecelebi@hurriyet.com.tr



14 Ocak 2012 Cumartesi

Bal değil glikozmuş


Bal değil glikozmuş

TV'lerdeki bal reklamlarının altından glikoz oyunu çıktı. Piyasadan 4 kat ucuza gerçek bal sattığını iddia eden uyanıklar, Hıfzıssıhha'nın laboratuvarına takıldı. Balın içinde yapay tatlandırıcı bulundu
Son günlerde televizyon ekranları ve radyolara reklam veren bazı bal firmalarının sahtecilik oyununu SABAH ortaya çıkardı. Doğrudan satış yöntemini kullanan firmalar, reklamlarında organik ve karakovan olarak bilinen bazı özel bal çeşitlerini piyasadaki fiyatından 4 kat daha ucuza satıyor. Reklamlarda balın faydaları sıralanıyor ve birçok hastalığa iyi geldiğinden bahsediliyor. Kamuoyunun gündemine oturan binlerce kişinin satın aldığı balların gerçek olup olmadığını test ettik. Bu satışlara öncülük eden firmadan kilogramı 95 liradan bal aldık. Satış yapan tezgâhtar balın Siirt Pervari yöresinin ürünü ve yüzde 100 doğalolduğunu söyledi. Aldığımız balı Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı İstanbul Hıfzıssıhha Enstitüsü Müdürlüğü'nde analiz ettirdik. Türk Gıda Kodeksi 2005/49 sayılı Bal Tebliği'ne göre, balın tam analizi yapıldı. Bal, rengi, görünüşü, tat ve kokusu, rutubet miktarı, asitlik, sentetik boya, kül miktarı, polen, ticari glikoz, glikoz/fruktoz miktarı gibi parametreler açısından incelendi. Yapılan inceleme sonucunda, yüzde 100 organik olduğu belirtilerek satın aldığımız balda ticari glikoz tespit edildi. Ayrıca, mevzuata göre, 0.9-1.4 oranında olması gereken glikoz/fruktoz miktarı ise 1.52 çıktı.

KATKI VARSA SAHTEDİR
İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, balda ticari glikozun olmaması gerektiğini söyledi. Boyacıoğlu, "Balda ticari glikoz olması balın hileli olduğu anlamına geliyor" diye konuştu. Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sibel Silici de glikozun balın yapay olduğunu gösterdiğini belirtti.

DOWN SENDROMUNA BİLE İYİ GELİR DİYORLAR Hacettepe Üniversitesi Arı Ürünleri Ar-Ge Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kadriye Sorkun, glikoz/ fruktoz oranın 1.4'ten yukarı olmaması gerektiğini belirterek, "0.9 ile 1.4 arasında normal kabul ediliyor. Ama onun üstündeki değerler normal kabul edilmiyor. Bu, doğal bal değil. Fruktoz nedeniyle sağlık bozucu bir şey. Bunların engellenmesi lazım. Bal, 'down sendromuna bile iyi gelir' diyen insanlar çıkıyor" dedi.

7 Ocak 2012 Cumartesi

BAL VE TARÇIN

BAL VE TARÇIN

Bal ve Tarçın karışımının birçok hastalıklara iyi geldiği saptanmıştır.
Eski Yunan tıbbında olduğu kadar Ayurvedik tıpta da Bal,asırlarca hayati ilaç olarak kullanılmıştır. Bugünün bilim adamları birçok hastalıkların tedavisinde Balı çok etkili bir ilaç olarak kabul etmişlerdir. Bal hertürlü hastalıkta herhangi bir yan etkiye sebep olmaksızın kullanılabilmektedir.
Bugünün tıp ilmi,balın tatlı olmasına karşın doğru dozlarda alındığında şeker hastaları için tehlikeli olmadığını kabul etmektedir.
Kanada da yayımlanan ünlü Weekly World News dergisinin 17 OCAK 1995 tarihli sayısında batılı araştırmacılar tarafından bal ve tarçınla tedavi edilen hastalıkların listesini yayınlamıştır.

ARTRİT

Bir kısım Balı 2 kısım ılık su içerisine koyup üzerine bir çay kaşığı toz Tarçın ilave ederek bir krem elde edilir. Bununla vücudun ağrıyan yerlerine masaj yapılır. 1-2 dakika içerisinde ağrının azaldığını göreceksiniz.
Artritli hastalar,bir bardak sıcak su içerisinde 2 kaşık Bal ve bir çay kaşığı toz Tarçını eritip sabah ,akşam alabilirler. Eğer düzenli olarak alırlarsa Kronik Artriti olan hastalar bile tedavi olabilirler. Kopenhag Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ;kahvaltıdan önce Bir yemek kaşığı Bal ve ½ çay kaşığı toz Tarçını alan 200 hastadan 73 ü bir hafta içerisinde şifa bulmuşlar, geri kalan yürüyemeyen ve hareket edemiyen hastalar da bir ay içerisinde şifa bulmuşlardır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Hergün kullanılan Bal ve Tarçın bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve vücudu bakteri ve virus saldırılarına karşı korur. Araştırmacılara göre Bal,birçok Vitamin ve büyük miktarda demir içermektedir. Balın düzenli kullanılması, Akyuvarlar içerisindeki, bakteriler ve viruslarla savaşan,korpuskülleri de kuvvetlendirir.

DİŞ AĞRISI

Bir kaşık toz Tarçın ve 5 tatlı kaşığı Bal karışımı ağrıyan dişe tatbil edilir.
Ağrı kesilene kadar günde üç defa tatbik edilir.

HAZIMSIZLIK & GRİP

Toz Tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler İspanya da yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.

İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI

İki kaşık toz Tarçın,bir tatlı kaşığı Bal, ılık su içerisinde eritilip içilir.
İdrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.

KANSER

Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada ,mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur. Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık Tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.

KALP HASTALIKLARI

Bal ve Tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür. Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur. Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır. Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları kuvvetlenecektir.

KISIRLIK

Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.
Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir. Çin,Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamıyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz Tarçın kullanmaktadırlar. Gebe kalamıyan kadınlar bir tutam toz Tarçın ve yarım tatlı kaşığı balı gün boyunca bir bir sakız üzerine koyup çığnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır. Amerika Meryland’da evli bir çiftin 14 yıldır çocuğu olmamış ve ümitlerini de kaybetmişlerdir.Bu uygulamalar kendilerine anlatılmış ve yukarıda belirtilen kürün uygulamasına başlandıktan birkaç ay sonra ikiz çocuklarının olacağı tesbit edilmiştir.

KOLESTEROL

İki kaşık Bal, Üç tatlı kaşığı Toz Tarçın,450 gr.demlenmiş çay içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat içerisinde % 10 düşecektir. Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları i,çin uygulanabilir. Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün düşmesine yardımcı olabilir.

MİDE AĞRILARI

Bal ve Tarçın kürlerinin ,mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır. GAZ : Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar Bal ve Tarçının midedeki gazı giderdiğini göstermiştir.

SAÇ DÖKÜLMESİ

Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilacesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve taklaşık 15 dakika bekledikten sonra yıkanır.
5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.

SİVİLCELER VE DERİ

3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür.Sabahleyin ılık su ile yıkanır. Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.
Egzama,mantar ve diğer deri infeksiyonlarında eşit miktardaki Bal ve Tarçın karışımı uygulanır.

SOĞUK ALGINLIĞI

Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz Tarçın günde üç defa yenir.
Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir.

YAŞLILIK

Bal ve Tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık harabiyetini önler. 4 kaşık bal,1 kaşık toz Tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumşak tutar, yıpranmasını durdurur.

YORGUNLUK

Araştırmayı yapan Dr.MİLTON, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.

ZAYIFLAMA

Bir bardak su içerisine eşit miktarda Bal ve Tarçın konup kaynatılır.Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir. Düzenli uygulanırsa kilo verilir. Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde ,yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.

31 Aralık 2011 Cumartesi

BAL Hakkında / Bal Almadan Önce Bilmemiz Gerekenler

Türk Gıda Kodeksine Göre Bal ve Balın Özellikleri / Kalite Analizi
Türk gıda kodeksine göre bal: Bal arılarının çiçek nektarlarını; bitkilerin ve bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgün maddelerle karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı maddeye denir.Balın kaynağı:Çiçeklerin özellikle çiçek toz keseleri etrafındaki nektar bezlerinin, ayrıca bitkilerin yapraklarında, yaprak saplarında ve situplarında salgılanan şekerli sıvıya nektar denir. Balın kaynağı olan nektar suda erimiş özümlenir duruma gelmiş şekerden başka bir şey değildir. Bal arılarının dönüştürdükleri bitki özsuları şunlardır;-Çiçeklerin salgıladıkları sıvı bal özü, -Bazı bitkilerin çiçek açma sırasında salgıladıkları şekerli sıvı,-Bazı ağaçların yapraklarının sızdırdığı şekerli sıvı,-Yaprak bitleri gibi bazı ufak böceklerin yaprak üzerine salgıladıkları tatlı sıvı,Bal arıları buralardan emdikleri şekerli özsuları bal keselerinde, sindirim suları ile karıştırarak işleyip kuluçka zamanında yemek üzere kovanlardaki balmumundan doğal veya yapay peteklere getirip püskürtürler. Arıların bu püskürttükleri bal sulu olup kovanlardaki ısı ve arıların kanat çırpmalarından ileri gelen hava değişmesi ile suyunu yitirir. Çeşitli bitki türlerine göre değişmek üzere % 30-70 oranında su ihtiva eden nektar, bal haline dönüştüğünde koyulaşır ve su miktarı %17-18’e düşer. Bileşimindeki arıdan gelen enzimlerin etkisi ile bal olgunlaşır. Sakkaroz, glukoz ve fruktoza ayrışır. Isıtılmamış ballarda bu ayrışım depolama sırasında da çok yavaş olarak devam eder. Bal genel olarak salgı (ifrazat) ve çiçek (nektar) balı olarak ikiye ayrılır. Salgı balları bitki veya böcek salgılarından çiçek balları ise çiçeklerin nektarlarından elde edilir.

BALIN SINIFLANDIRILMASI

Arıların yararlandığı kaynaklara göre ballar sınıflandırılır.

a) Çiçek balı (saf nektar balı) :Bal arısının bitkilerin çiçeklerinden topladığı nektar veya bal özü denen tatlı suları vücutlarındaki özel bezlerden salgılanan maddelerle karıştırarak zenginleştirmesi ve peteklerde olgunlaştırması sonucu doğal bal veya çiçek balı (nektar balı) elde edilir. Nektarın toplandığı çiçeğin tadı balın aromasında hissedilir. (Portakal çiçeği balı, ıhlamur çiçeği balı, yonca balı, vb. gibi)

b) Salgı balı :
Ihlamur, meşe, erik, çam ağacı, Akasya gibi bitkilerin yapraklarının sızdırdıkları şekerli sıvı ile; yaprak bitleri, gibi bazen ufak böceklerin yapraklar üzerine salgıladıkları tatlı sıvıdan meydana gelen “salgı balı” olarak adlandırılmaktadır. Bir başka tanıma göre salgı balı, genellikle orman ağaçları üzerinde yaşayan böceklerin tatlı salgılarının arılar tarafından toplanmasıyla oluşan baldır.

c) Besleme bal :
Bazı balcılar fazla çiçek bulunmayan yerlerde kovanların çevresine kaplar içinde şerbet gibi tatlı çözeltileri dizerek arıları bunlarla beslerler, bu şekilde beslenmiş arıların yaptıkları doğal olmayan ballara “besleme bal” denilmektedir. Böyle balların tadı yavan, renkleri açıktır (beyaz veya uçuk sarı) Sakkaroz miktarı yüksek (%10 ‘dan fazla) olur. Yüksek sakkaroz miktarı, şekerle beslenmeye işaret olabilir. Tüketime Sunuş Şekillerine Göre Ballara) Petekli Bal:Petek içinde bulunan ve hiçbir yabancı madde içermeyen gümeç ağızları sırlanmış ve gümeçleri bozulmamış doğal bala “petekli bal” denilmektedir.b) Süzme Bal :Çeşitli yöntemlerle petek gözlerinden dışarıya çıkarılıp kaplara konduktan sonra ya santrifüjle ya da dinlendirilip süzülerek çıkarılan bala “süzme bal” adı verilmektedir.

d) Pres Balı :
Petekli balın oda sıcaklığında veya 45 dereceye kadar hafifçe ısıtılarak basınç altında enzimlerini yitirmeyecek biçimde 45 derecenin altında sızdırılmasıyla elde edilen bala “pres balı” denilmektedir. Pres balının (baskı balı) kalitesi düşüktür. Yapay Bal : Doğal bal olmadığı halde, sakkarozun az veya çok inversiyonu ile, nişasta şekeri veya şurubu katarak veya katmaksızın, yapay olarak kokulandırılmış veya boyanmış, kıvam, görünüş, koku ve tadı doğal bala benzeyen ürünler olarak tanımlanmaktadır.

(*) Zehirli Bal: Arıların orman gülü ve datura gibi bitkilerden aldıkları zehirli maddelerden meydana getirdikleri bal ise “deli bal” veya “zehirli bal” olarak adlandırılmaktadır. Zehirli bal yiyen insanlarda çoğunlukla, baş dönmesi, bulantı, görme zorluğu, uğultu, terleme, baygınlık ve güçsüzlük gibi bozukluklar göze çarpmaktadır.

BALIN FİZİKSEL (ORGANOLEPTİK) ÖZELLİKLERİ
a) Balın rengi:
Bal, genellikle saydamdan başlayıp koyu kırmızıya kadar, sarı, kehribar, kahverengi yeşilimsi ve kırmızımsı renklerde olmaktadır. Ballar renklerine göre; su beyazı, ekstra beyaz, ekstra açık amber, koyu renk olarak dört gruba ayrılmaktadır. Bala renk veren maddeler klorofil, karoten, ksantofil ve bileşimi bilinmeyen sarı ve yeşil rengi meydana getiren bitki pigmentleridir.1930 yılında Yeni Zelanda ‘da Thomson adlı bir araştırmacı, balın rengi ile kimyasal bileşimi arasındaki ilişkiyi incelemiş ve koyu renkli ballarda amino asit ve şeker miktarı ile mineral maddelerden özellikle demir, bakır, manganez miktarlarının fazla olduğunu ve baldaki mineral maddeler arttıkça rengin koyulaştığını bildirmiştir.Von Fellenberg ve Rusrecki , balın rengini su ve lipidlerde çözülebilir fraksiyonlara ayırmışlar, lipid fraksiyonundaki karotenoidlerin balın renginden geniş çapta sorumlu olduklarını ve bunların karotenle özdeş olmadıklarını ortaya koymuşlardır.

b) Balın Lezzet ve Aroması:
Her balın kendine özgün bir tadı vardır, dikkatle tadılırsa birçok lezzetler hissedilir. Bin bir çiçekten yapılan bir kovanda bile birkaç çeşitte bal olabilir. Nelson narenciye balının kendine özel belirgin lezzetinin methyl anthranilate’dan ileri gelebileceğini vurgulamıştır.Maeda ve arkadaşları yaptıkları çalışmada balın lezzetinin fruktoz, glikoz, glukonik asit ve prolin kombinasyonundan ileri geldiğini öne sürmüşler ve bu bileşiklerin baldaki şekerlerin, organik asitlerin ve amino asit fraksiyonlarının ana maddeleri olduğunu bildirmişlerdir.Balın aroması değişik çiçeklerin nektarında bulunan karakteristik esterlere göre değişebilmektedir. Baldaki aromanın asıl maddeleri esterler, aldehitler, ketonlar, alkoller ve serbest asitlerdir. Bu maddeler arasında en geniş yeri alkoller almaktadır. Aroma maddeleri daha çok hammadde olan nektardan gelirken, nektar hangi bitkilerden toplanmış ise o bitkinin aromasını bu balda hissetmek mümkündür.

c) Balın Kokusu :
Bal, içindeki polene bağlı olarak özel bir kokuya sahiptir. Bala diketon gibi bir diasetol doğal kokusunu veren maddenin siyah birada bulunan maddeler olabileceği ileri sürülmüştür. Balın kokusu ağıza alınıp yenilirken hissedilir. Çok ısıtılan ballar aroma maddelerinin büyük bir kısmını kaybederler. Bal, şiddetli kokan bir maddenin yanında saklanırsa o maddenin yabancı kokusunu da çekebilme özelliğine sahiptir. Genellikle koyu renkli ballar açık renkli ballardan daha keskin kokulu ve daha asitlidirler.

d) Balın Viskozitesi:
Viskozite, akıcılığa karşı koyma özelliği olup arıcılıkta bünye kelimesinin karşılığıdır. Ağır bünyeli bir balın akıcılığı yavaş, yani viskozitesi yüksek olmaktadır. Viskozitesi yüksek olan kıvamlı balların süzme esnasında petek gözünden güçlükle çıktığı, boşaltma ve bal kaplarının temizlenmesinin güç olduğu bildirilmiştir.Koyu renkli, yavaş akan, sıkı yapılı balların viskozitesi yüksek; açık renkli, gevşek yapılı balların ise viskozitesi düşüktür. Balın viskozitesinin 2,652-2,914 arasında olduğu belirtilmiştir.

e) Balın Kıvamı :
Balın kıvamını nektarın alındığı bitki çeşidi etkilemektedir. Balın duru veya bulanık olması; içindeki hava kabarcıkları, su oranı ve kolloid maddelerin fazla veya az olmasına bağlıdır. Bala uygulanan işlemler sırasında hava kabarcıkları fazla olursa bal daha berrak olur. Sıcak bölgelerde ve hafif kumlu topraklarda yetişen bitkiler koyu kıvamında bal meydana getirirken, yayla ve dağlık bölge çiçeklerden yapılan ballar daha akıcı olup lezzet ve aroma bakımından da üstündürler.

f) Balın Özgül Ağırlığı:
Balın özgül ağırlığı, içerisindeki su miktarı ve sıcaklığa bağlı olup, 20 derecede ölçüldüğü zaman l,41-l,45 gram/santimetreküp arasında değişmektedir. Balın özgül ağırlığı ortalama olarak l,4225 gram/santimetreküp tür.

g) Balın Kırılma İndisi:
20 derecede refraktometre ile ölçülen bir özelliktir. Balın bu özelliğinden faydalanarak içerisindeki rutubet miktarı tayin edilmektedir. Yeteri kadar bal numunesi refraktometrenin prizma yüzeyleri arasına konur; alet kullanma talimatına göre kapatılır, gerekli su bağlantıları ile numunenin konulduğu bölgenin sıcaklığı 20 dereceye ayarlanır ve balın optik kırılma indisi okunur.

h) Balın Higroskopik Özelliği:
Bal, higroskopik bir madde olup, bulunduğu ortamdaki havanın nemini çekme özelliğine sahiptir. Balın havadan nem alması, onun özel yapısına, şeker oranına ve içerisindeki su miktarına bağlı olarak değişmektedir.

I) Balın Işığı Döndürmesi (Polarizasyonu) :
Balın polarize ışığı çevirme yönü ve miktarı bal çeşitlerine göre değişmektedir. Çiçek balları polarize ışığı sola, salgı balları ise sağa çevirdiğinden bu özellikten faydalanarak balın salgı balı olup olmadığı anlaşılabilmektedir.Normal ve olgunlaşmış baldan hazırlanan taze solüsyonlar polarize ışığı sola çevirirken, sakkarozu fazla yani olgunlaşmamış veya tağşiş edilmiş ballar ile dekstrince zengin olan bal özü ise polarize ışığı sağa çevirirler. Sakkarozdan yapılmış suni balın tespitinde balın bu özelliğinden faydalanılmakta ve bu tespit sakkarometre ile yapılmaktadır.

i) Balın Kristalizasyonu:
TS. 3036’ya göre kristalizasyon “içindeki dekstrozun tanecikler haline Gelmesi sonucu balın akıcılığını az veya çok kaybetmesi olayı olarak tanımlanmakta ve balın bir özelliği olarak belirtilmektedir.Balların büyük bir kısmı kristallenmeye eğilimlidir. Bu eğilim, balın içerdiği su, dekstroz ve levüloz şekeri oranlarına ve sıcaklığa bağlı olarak değişebilmektedir. Kristalizasyon üzerinde balın elde edildiği bitki kaynakları da etkili olmaktadır. Özellikle “hindiba” gibi bal çeşitlerinde 68 derecede ’de 1 dakika veya 54 derecede 3 saat süresince işleme tabi tutulduklarında içerisindeki mayalar tahrip olmakta ve ekşime önlenmektedir. Isıtma çoğu zaman 60-65 derecede yapılmaktadır. Isıtma işleminin sonunda bal kısa süre içerisinde soğutulmalıdır.
j) Balın Kristalizasyonuna Etki Eden Faktörler:

1) Baldaki şekerlerin oranı:Kristalizasyonun hızı baldaki glikoz, fruktoz oranına ve su miktarına bağlı olarak değişmektedir. Genel olarak baldaki fruktoz miktarı glikozdan fazladır. Eğer glikoz miktarı fruktoza yaklaşırsa bal çabuk, aradaki fark büyürse geç kristalleşmektedir. Olgunlaşmamış balda sakkaroz fazla glikoz daha az olduğu için kristalizasyon yavaş olurken olgunlaşmış ballarda ise daha az miktarda sakkaroz bulunmaktadır. Fruktozun glikoza oranı l,0-l,2 arasındayken kristallenme hızlı olurken, bu oran l,3 veya daha yüksek olduğunda kristallenme gecikmektedir.

2) Glikoz/Su Oranının etkisi:
Genel bir kural olmamakla birlikte “Glikoz/Su=l,70”ve daha küçük değerlere sahip olan ballar hiç kristalize olmamakta, “Glikoz/Su=2,10”Ve üzerindeki değerlere sahip olanlar ise çabuk kristalize olmaktadır.

3) Isının etkisi:
Kristalizasyon 5-7 derecede başlamakta daha düşük deecede kristalizasyon gecikmektedir. Kristalizasyonu önlemek için değişik yollar önerilmektedir. Bunlardan en çok kullanılanlar, ısı uygulaması ve şoklamadır. Son zamanlarda deneme aşamasında olan ultrasonik dalga ve homojenizasyon gibi metodlar da önerilmektedir. Yasal düzenlemelere gereksinim duymakla beraber kimyasal koruyucular kullanılması da kristalizasyonun önüne geçmektedir.

4) Alet-Ekipmanın Etkisi:
Kristal hücresi teşekkülünden sakınmak için pratikte kullanılan cihazların ve boru sistemlerinin, kullanım haricinde devamlı olarak bal kalıntılarından temizlenmiş halde tutulmasına dikkat edilmelidir. Cam kavanozların, kapakların veya özel ambalajların da balın doldurulması sırasında tozsuz ve tamamen kuru olmaları gerekmektedir.

BALIN KİMYASAL ÖZELLİKLERİ

Balın kimyasal bileşimi birçok etkene bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu etkenlerin en önemlisi nektar ve salgının doğal bileşimidir. Ayrıca iklim koşulları ve arının bal yapma özelliği de balın kimyasal bileşiminde etkili olmaktadır.Kimyasal bileşimi bakımından bal, fruktozu fazla olan, koyu, indirgen, şeker sulu çözeltisi gibi olup içinde az miktarda sakkaroz, dekstrin, azotlu maddeler, enzimler, anorganik kokulu ve boyar maddeler, uçucu yağlar, organik asitler, mumlar, polen taneleri ihtiva etmektedir. Balın kimyasal bileşimi için genel değerlendirme olanağı sağlayan ortalama değerler verilebilirken kaynağın salgı veya nektar oluşuna göre de bu değerler değişmektedir. Aşağıdaki tabloda White ve arkadaşları tarafından yapılan analiz sonuçlarına göre nektar ve salgı kaynaklı balların ortalama kimyasal bileşimleri verilmektedir.
Nektar ve Salgı Kaynaklı Balın Ortalama Kimyasal BileşimiÖzellikler Nektar Kaynaklı Bal Salgı Kaynaklı BalNem % 17,20 16,30Fruktoz % 38,19 31,80Glikoz % 31,28 26,08 Sakkaroz % 1,31 0,80Maltoz % 7,31 8,80Yüksek Moleküllü Şekerler % 1,50 4,70Diğer Maddeler % 3,10 10,10PH 3,90 4,45Toplam asitlik(meq/kg.) 29,12 54,88 Kül % 0,169 0,73Nitrojen % 0,041 0,100Diastas Sayısı 20,80 31,90
Tablo incelendiğinde, toplam Karbonhidrat oranı nektar balında %79,59 , Salgı balında %72,18 olarak bildirilmiştir. Balcı tarafından yapılan bir araştırmada yerli mallarımızda nem oranı %15,2-18,0, sakkaroz oranı %0,55-8,08, invert şeker oranı %64,9-78,0 olarak verilmiştir. Şengonca tarafından yapılan başka bir araştırmada, yine yerli ballarımızda nem oranı %13,91-17,43 , çeşit ortalamasına göre sakkaroz oranı %0,64-8,05, invert şeker oranı %56,24-76,78 olarak tespit edilmiştir.

Balda rutubet miktarı :
Balın tipik tatlılık ve sağlığa uygunluğunu sağlayan şekerler yeteri kadar yüksek konsantrasyonda olduğunda fermantasyon başlamamaktadır. Su oranı %18,5 ve daha yüksek olduğunda fermantasyon şekillenirken bu değerin altında olduğunda normal şartlarda fermantasyon ihtimali de azalmaktadır. Fermantasyon sonucu oluşan asetik asit ve Karbondioksit balın tadını ve rengini bozduğundan ballardaki maksimum su oranı %21 olarak tespit edilmiştir.Genel olarak dağ balları, ova ballarından daha az nem içerirken fazla nem balın olgunlaşmadığını yada dışarıdan su katıldığını göstermekte, bu da balın yüzey mayalanması tehlikesini doğurmaktadır.

Baldaki Karbonhidratlar :
Bal karbonhidratlı bir madde olup katı maddesinin %95-99,9 unu şekerler teşkil etmektedir. Balda en fazla fruktoz ve glikoz bulunmakta ve bala tadını veren bu iki monasakkaridin (basit şekerin) bitki özsularında fazla miktarda bulunan sakkarozun invertaz enzimi ile inversiyonu uğraması sonucu meydana geldiği bilinmektedir.Balın tatlılık, nem kapma, enerji değeri ve diğer fiziksel özellikleri bu iki şekerden ileri gelmektedir. Genelde bütün ballarda fruktoz miktarı fazla iken kolza (Braspicanapus) ve karahindiba çiçeği (Taraxacum afficinale) gibi bazı bitkilerden elde edilen ballarda glikoz oranı daha yüksek olmaktadır. Geri kalan karbonhidratların büyük kısmını iki veya daha fazla fruktoz ve glikoz molekülünden oluşan oligosakkaritler ve az miktarda polisakkaritler oluşturmaktadır. Yapılan pek çok analizlerin ortalaması olarak çiçek balında %70-80 invert şeker, eser miktardan %5 e kadar varan oranlarda sakkaroz, %7,3 indirgen disakkaritler (Maltoz, İzomaltoz, ve diğerleri) ve %1,5 oranında dekstrin bulunmaktadır. Salgı balı ise çiçek balına göre daha düşük invert şeker (%60-70) ve daha yüksek oranda sakkaroz(%5-10) ihtiva ederken, indirgen disakkarit ve dekstrin miktarları ise çiçek balı ile yaklaşık aynı orandadır. Çeşitli araştırmalara göre balda sakkaroz, maltoz, izomaltoz, nigeroz, turanoz, kojibiyoz, melibiyoz, laktoz, galaktobiyoz, gibi disakkaritler; rafinoz, melezitoz gibi oligosakkaritler bulunmaktadır. Yüksek sakkaroz miktarı (%8 ve üzerinde) arıların fazla şekerle beslenmesi ile ilgilidir. Bunun sonucunda, mat renkli tanımlanamayan bir tatta ve kokuda bal oluşur. Sakkaroz miktarının belli bir limitte tutulmasının ana amacı, arıların şekerle beslenmesi ile bal üretiminden vazgeçirmek veya sonradan balın direkt olarak sakkaroz ile karıştırılmasını önlemektir.Sakkarozun baldaki miktarı, balın olgunlaşma derecesine ve nektarın bileşimine göre değişirken, çok erken hasat edilen olgunlaşmamış ballar fazla miktarda sakkaroz ihtiva ederler. Baldaki Enzimler : Bal enzimler bakımından oldukça zengindir.
Başlıca bilinen bal enzimleri amilaz (diastaz), invertaz(sakkaraz), katalaz, fosfataz ve ayrıca askorbik asit ile glikozu yükseltgeyen glikosazidaz enzimleridir. Enzimlerin bir kısmı nektardan ve yaprak bitlerinin yaprak üstünde bıraktıkları salgıdan, büyük bir kısmı ise arıların tükürük bezi salgılarından meydana gelmektedir.Baldaki amilazlar, alfa amilaz ve beta amilaz olmak üzere iki gruba ayrılır. Alfa amilaz nişastaya etki ederek alfa 1,4 glikozit bağlarını parçalar, dekstrin ve çok az miktarda maltoz oluşur. Uzun süreli etkime sonunda dekstrin maltoza ve izomaltoza parçalanır. Beta amilaz ise polisakkaritlerin indirgen olmayan ucundan her defasında bir maltoz birimini oluşturmak üzere alfa-1,4 glikozit bağlarını hidrolizler. Alfa amilazın optimum pH’ı 22-30 derecede 5 ve 45-50 derecede 5.3 olarak belirlenmiştir.Beta Amilazın optimum pH’ı ise söz konusu sıcaklıklarda 5,3 bulunmuştur. Buna göre bal diastazının optimum pH’ın 5,3 olarak kabul edilmiştir. Yapılan araştırmalarda bal amilazının kaynağının arı olduğu tespit edilmiştir.İnvertaz (Sakkaraz) enzimi, nektarın bala dönüşmesindeki kimyasal değişikliklerin çoğundan sorumlu olup, nektardaki sakkarozun fruktoz ve glikoza çevrilmesini sağlamaktadır. İnvertazın, früktoinfertaz ve glikoinvertaz olmak üzere iki genel tipi vardır. Bunlar değişik aktiviteye sahiptirler.Önemli bal enzimlerinden olan glikozoksidaz, glikoz üzerine etki ederek hidrojen peroksit ve glikonolaktan oluşturmaktadır. Balın antibaktariyel etkisi de oluşan hidrojenperoksitten kaynaklanmaktadır. Burada meydana gelen asit bal için koruyucu görev yaparken yine balda bulunan katalaz enzimi de hidrojenperoksidi oksijenli suya dönüştürmektedir.Isı, invertaz ve amilazın aktivitelerini olumsuz yönde etkilemektedir. Isı ile bu enzimlerin etkinlikleri azalırken, hidroksimetilfurfural (HMF) içeriği artmaktadır. Enzim etkinliği taze, saf ballarda bile oldukça geniş sınırlar içinde değişiklikler göstermektedir. Gıda maddeleri tüzüğüne göre amilaz sayısı (Diastaz sayısı) 8’den az olmakla birlikte 40 derecede 1 saatte l gram baldaki enzim tarafından hidrolize edilebilen %1’ lik nişasta çözeltisinin mililitresi olarak tanımlanmaktadır.

Baldaki Asitler :
Balda en fazla bulunan asit komponenti glikozoksidaz enziminin faaliyeti sonucu meydana gelen glikonik asittir. Diğer asitlerin kaynağı pek bilinmemektedir. Balın asitliği mikroorganizmalara karşı stabilitesini arttırırken, arılar bala formik asit ilave ederek balın olgunlaşmasına yardım ederler. Balın düşük pH değerinden sorumlu olan asit miktarının, bal gözleri sırlanmadan önce arıların iğnesinden bu gözlere enjekte ettikleri formik asitten ileri geldiği bildirilmiştir.Ballar genelde asidik reaksiyon gösterip, pH 3,5-5,5 arasındadır. Balda yüksek asit değerinin tespit edilmesi, zamanla fermantasyona uğradığını, sonuçta alkolün bakteriyel etkilerle asetik aside dönüştüğünü göstermektedir.Bal içerisinde asetik, bütirik, sitrik, formik, laktik, malik, süksinik, glikonik, oksalik, kaprik, tannik, tartarik ve valerik asitler bulunmaktadır. Glikonik asit hariç balda bulunan diğer asitlerin kaynağı kesin olarak bilinmemektedir.Balın asitlik derecesi, malik asit cinsinden hesaplanmış, genellikle %0,1-0,4 arasında değiştiği görülmüştür. Asitliği %0,4’ten fazla olan ballar şüpheli ve sakıncalı olarak belirtilmiştir.

Baldaki Proteinler :

Azotlu maddeler, çiçek ballarında yaklaşık olarak %0,3 , salgı ballarında ise %1 civarındadır. Çiçek ballarında azotlu maddelerin yüksek çıkması, salgı balı ile karıştırıldığını göstermektedir. Balda proteinlerin belirlenmesi, doğal veya yapay olup olmadığı açısından ve beslenme yönünden önem taşımaktadır.Balda yaklaşık olarak 15 aminoasit saptanmıştır. Tirosin ve triptofan koyu renkli ballarda bulunurken, açık renkli ballarda tespit edilmemiştir. Ballarda miktar yönünden sırası ile en fazla prolin, lisin ve glutamik asit olduğu bildirilmiştir. Bunları histidin, arjinin, treonin, serin, glisin, valin, metionin, lösin, alanin, fenilalanin izlemektedir.

Baldaki Vitaminler :
Eskiden bal içerisinde vitamin olmadığı veya çok az bulunduğu düşüncesi hakim iken son yıllarda yapılan kimyasal ve biyolojik araştırmalar sonucunda balda çeşitli vitaminlerin bulunduğu tespit edilmiştir. Balda A vitamini bulunmazken, B grubu vitaminler ( B1 , B4 ) ile C, E ve K vitaminleri bulunmaktadır. Ballarda çeşitli miktarlarda olmak üzere tiamin, riboflavin, askorbik asit, niasin, biyotin ve folik asit belirlenmiştir.Watt ve Merril yaptıkları araştırmada balda B1 vitaminini eser miktarda, B2 vitaminini 0,4 mg/kg, C vitaminini ise 10 miligram/kilogram düzeyinde bildirmişlerdir.Baldaki Mineral Maddeler :Balda mineral madde miktarı %0,02 - %1,0 arasında değişiklik göstermektedir. Bal içerisinde en fazla potasyum, kalsiyum, fosfor ve daha az miktarlarda da sodyum, klor, kükürt, magnezyum, silis, mangan, bakır, iyot demir ve çinko bulunmaktadır.Mineral madde açısından, balın iyi bir kaynak olmadığı bilinmektedir.
Baldaki Diğer Maddeler :
Yukarıda belirtilenlere ek olarak balda ısı etkisi sonucunda hidroksimetilfurfural oluşurken, ayrıca bazı toksik maddeler, lipitler, karboniller, esterler ve biyolojik aktivite gösteren mikroorganizmalar da (özellikle maya sporları) bulunabilmektedir.

HİDROKSİMETİL FURFURALIN TANIMI VE BALLARDAKİ ÖNEMİ

HMF, ısı işleme sonucu indergen şekerler ve aminoasitler arasındaki tepkime ile oluşan ve birçok mamulde aşırı ısı uygulamasını önlemek için miktarı sınırlanan bir bileşiktir. Bu sınır balda en çok 40 miligram/kilogram dır. Bir başka tanıma göre pişirme yada siterilizasyon esnasında gıdalara uygulanan ısı işlemeleri sonucu indirgen şekerlerin, aminoasitlerle oluşturduğu ve enzimatik olmayan “Maillard reaksiyon” neticesinde oluşan en temel ana üründür. HMF’nin sitotoksik, genotoksik ve tümörijenik etkileri olduğu tespit edilmiştir. HMF işlem sırasında ısıltılmakla oluştuğu gibi uzun süre bekletilen ballarda da zamanla oluşabilmektedir.Balda HMF oluşumu PH, sıcaklık, ısıtma süresi ve şeker konsantrasyonuna bağlı olduğundan balın kalitesini belirlemede kullanılan en önemli kriterlerdendir. HMF taze ballarda az miktarda bulunur. Balın uzun süre depolanması ve yüksek sıcaklıkta ısıtılması sonucu bu oran 30-40 miligram/kilogram a yükselirken bazen bu sınırları da aşabilmektedir. Bu oranın l50 miligram/kilogram dan büyük olması bala invert şeker katıldığının bir belirtisidir. Bal eldesi sırasında süzme işlemini kolaylaştırmak ve kristalleşmeyi geciktirmek için ısı işlemi uygulanmaktadır. Bu da diastaz aktivitesinde azalmaya sebep olur. Bu durum balın tağşiş edildiği ya 55 derecenin üstünde ısı işlemi uygulandığını belirtisidir. Artı 4 derecede muhafaza edilen balların HMF miktarlarındaki artışların çok düşük oranlarda olduğu tespit edilmiştir.

KİMYASAL ÖZELLİKLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER:

HMF değerinin kül oranıyla ters yönlü ilişkisi vardır. - Baldaki şeker oranı arttıkça (özellikle fruktoz) HMF düzeyi de doğru orantılı olarak artmaktadır.- Magnezyumla kül arasındaki ilişki pozitif yönlüdür. - Diyastaz ve invert şeker arasında pozitif yönlü bir ilişki vardır. - Asitlik ve invert şeker arasında pozitif yönlü bir ilişki vardır. - pH ile demir arasında doğrusal ve yüksek düzeyde bir ilişki saptanmıştır.- pH ile çinko arasında negatif yönlü ve yüksek düzeyde bir ilişki saptanmıştır. Çinko alaşımlı galvanize tenekelerde saklanan ballarda asitliğin yükseldiği saptanmıştır.

KATKI MADDELERİ :

Türk Gıda kodeksine göre bala hiçbir katkı maddesi katılamaz.
BALLARDA : C-13Üretilen balın miktarını artırmak ve maliyetini düşürmek için ucuz tatlandırıcılar ilave edildiği görünmüştür. Bu durum bal ihracatçılarına, ve ithalatçılarına ve tüketicilerine istenmeyen tecrübeler yaşatır.Üretimin az üretim masraflarının çok olduğu zaman marketlerdeki fiyatlar yükseliyor. Mısır şurubu (corn syrup) bal üretiminde, üretimini arttırmak için eklenen oldukça ucuz bir tatlandırıcıdır. Bun rağmen balın tadı etkilenmeyebilir. Ancak birçok ülkede kanunlarla bala ilavesi yasaklanmıştır. Arılar beslenme için şurupla desteklenseler bile; Allahtan bitkiler ve arılar kendi birlikteliklerini sağlar. Radyoaktif olmayan doğal stabil isotoplar balın safmı yoksa mısır şurubu ilave edildiğine ilişkin parmak izi oluştururlar. 1978 yılından buyana ballara yüksek fruktoz şurubu ilave edilip edilmediğinin saptanmasında carbon stable ısotope testi rutin olarak kullanılmaktadır. Karasal fiksasyonu için2bitkilerde C-13 içeriğindeki varyasyonlar bitkilerin CO yi2kullandıkları farklı fotosentetik yollardan kaynaklanmaktadır. Bitkiler CO foto sentetik olarak üç farklı mekanizma ile fikse ederler.1- Calvin-Cycle (C-3) pathway=Calvin döngüsü yoluyla2- Hatch-Slack (C-4) pathway=Haych döngüsü yoluyla3- Crassulacean acid metabolism (CAM) pathway=CAM döngüsü yoluylanin nisbi oranı carbon2C-3 yolu sonucunda atmosferdeki CO isotoplarının oranlarında oluşturmaktadır. C-4 yolu daha küçük değişiklikler oluşturur. Arılar C-3 fotosentetik döngüsünü kullanan tek veya çoklu flora bitkilerinden nektar toplarlar. Bunun sonucunda ürettikleri balda C-3 bitkilerinin imzası olan C-13 bulunur. (-25 Per mil on the PDB scale.) oranında bulunur. C-4 döngüsünde bulunan bitkilerin ürettiği yüksek fruktozlu şuruplarda (örnek=mısır şurubunda) C-13 değerleri (-9 ile –12 Per mil) arasında değişir. Saf ve ilaveli ballardaki farklı C-13 Carbon stable isotop oranları balın saf mı, yoksa ilavelimi olduklarını gösterir. Pratikte isotopların oranlarındaki çok küçük değişiklikleri bile hassasiyetle saptamaya bile ısotop Ratio Mass Spectrometer ile bal örneklerindeki C-13 içerikleri saptanır. Hassas ve doğru sonuçlar alabilmek için balda extrakte edilen proteinlerinde sonuçları okunmaktadır. Proteinler bal için internal bir standart sağlar. Komple balın C-13 ile protein kısmının C-13 değerleri arasındaki farklılık bala mısır şurubu katılıp katılmadığını gösterir. %7 ye kadar ilaveler saptanır. PDB sıkalası international referansları C-13 ün C-12 ye oranını binde oran ve yahutta milyonda oran olarak verir.

BALDA KALINTI PROBLEMLERİ :

1. Ağır metaller
2. Pestisitler
3. Veteriner ilaçları
4. Naftalin

AĞIR METALLER :
Balın kirlilikte 4. dereceden etkilenen gıdalar arasında yer alır. Bal arıları bal yapımında kullanılmak üzere çiçek nektarı ve salgı toplama sırasında çok geniş yüzeylerle temas ederler. Bu yüzeyler, hava, su kaynakları, toprak ve bitkilerdir. Arılar, hava, su toprak ve bitkilerdeki element bulaşmasının bala yansıtabilirler. Kurşun :FAO tarafından 10.0 ppm düzeyinin altında olması önerilmektedir.Kadmiyum :FAO tarafından haftalık alınabilecek kadmiyum miktarı 0.0067-0,0083 ppm/vücut ağırlığı olduğu belirtilmiştir. Ancak gıdalarda alınabilecek maksimum miktar verilmemiştir.Çinko :5 ppm in altında bulunmalıdır.Demir :1,5 – 15 ppm den daha büyük oranlarda bulunmamalıdır. Bakır :0,1-5 ppm den daha büyük oranlarda bulunmamalıdır.

PESTİSİTLER :
PESTİSİT ADI KABUL EDİLEBİLİR EN YÜKSEK DÜZEY (mg/kg)Aldicarb 0,01Brompropylat 0,1Dichlobenil 0,05Dichlorvos 0.01 Endosulfan 0,01Ethion 0,01Lindan 0,01Chlordan 0,01DDT 0,05Endrin 0,01-HCH 0,01a-HCHb 0,01Heptachior 0,01Hexachiorbenzen 0,01BALDAKİ VETERİNER İLAÇ KALINTILARI :İLAÇ TOLERANS DÜZEYİ (mg/kg)Amitraz 0,2Streptomycin 0,02Sulfanomid grubu 0,01Tetrasiklin grubu 0,01

BALIN ÜRÜN ÖZELLİKLERİ :
a) İnsan tüketimine sunulacak olan bal sağlıklı arı kovanlarından elde edilmiş olacaktır. Bal, doğal yapısında bulunan organik ve inorganik maddeler halinde herhangi bir yabancı madde, parazit, arı, arı parçaları ve yavru arı içeremez.
b) Balda insan sağlığını tehdit eden hiçbir patojen mikroorganizma bulunamaz.
c) Balda nişasta bulunamaz.
d) Balın tadı ve aroması, balın menşeine ve üretildikleri bitkinin türüne bağlı olarak değişmekle birlikte, bal kendine ait doğal koku ve tada sahip ait olmalıdır. Yabancı koku ve tat içeremez
e) Balın rengi su beyazından koyu amber renge kadar değişebilir. Çam balının rengi pfund skalaya göre minumum 60 olmalıdır.
f) Bala herhangi bir madde katılamaz ve yapısında bulunan herhangi bir madde uzaklaştırılamaz.
g) İnvert şeker miktarı, çiçek balında %65 oranından, salgı balında %60 oranından az olamaz.
h) Balda rutubet miktarı %20 den fazla olamaz.i) Sakkaroz miktarı çiçek balında %5, salgı balında %10 oranından fazla olamaz.
j) Suda çözünmeyen madde miktarı balda %0,1 pres balında ise %0,5 oranından fazla olamaz.
k) Mineral madde – kül miktarı çiçek balında %0,6 yı salgı balında ise %1,2 yi geçemez
l) Balda asitlik miktarı 40 meq/kg. dan fazla olamaz.
m) Balda diastaz sayısı 8 den az olamaz. Ancak narenciye balı gibi yapısında doğal olarak düşük miktarda enzim içeren ve doğal olarak HMF miktarı 15mg/kg. dan fazla olmayan balda diastaz sayısı 3 den az olamaz.
n) Balda HMF miktarı 40 mg/kg. dan fazla olamaz.
o) Temel petek levhalarının kalınlığı 3 mm den fazla olamaz.
p) Temel petek de balmumunun doğal yapısında bulunmayan, parafin, serezin, içyağı, reçine, oksalik asit gibi, organik maddeler ile ağartıcı maddeler gibi inorganik maddeler bulunamaz. q) Bal ticari glikoz içeremez.
r) Balın şeker protein oranını ölçen C13 analizi sonucu –1 den düşük olmalıdır.
s) Balda naftalin bulunamaz.

BALIN MİKROSKOPİK YAPISI

Balın mikroskobik incelenmesi ilk defa 1895 ‘de Pfister tarafından yapılmıştır. Pfister polen taneleriyle balın yerel orijininin tayin edilebileceğinin mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Bu tarihten itibarende çalışmalar polenlerin yapısı ve şekli üzerinde sürdürülmüştür. Çiçek tozu veya polen denilen madde çiçeğin erkek organlarında meydana gelir. Ergin ve yavru arıların başlıca besin kaynağı olan polenin bileşimi zengindir. Polende protein miktarı % 7,02 – 35,5 arasında değişmektedir. Ayrıca yağ, karbonhidrat (şeker, nişasta, selüloz), mineral maddeler (Ca, Mg, P , Fe, Na, K, Al, S, Mn ve özellikle Cu), vitaminler (Pantotenik asit, nikotenik asit, tiamin, riboflavin, askorbik asit ve az miktarda vitamin D ve E), enzimler, pigmentler (ksantofil ve karoten) ve Sterolleri içerdiği görülür. Arı, çiçekle temas ettiği zaman çiçeğin yapısına uygun olarak anterler ile az veya çok yakın bir temasa geçer. Nektara dökülen bazı olgun polenler bal arısı keselerine emilir. Polen tanelerinin bir çoğu arının çiçeği ziyareti sırasında vücudundaki kıllara yapışır ve bu taneler arı kovanında açık gözlere ham balın bırakılmasıyla doğrudan doğruya girerler. Ayrıca polen tanelerinin nektarın korumasız dış yüzeyinde veya kozalakların istenmeyen ve doğal olarak yapışkan olan yapraklarında yağışlı havalarda ayrılabilmesi de mümkündür. Bu yollarda biri tozlaşma rüzgarlarının polen tanelerini taşımasıdır. Son yıllarda polenin arı beslenmesindeki önemi iyice anlaşılmıştır.
Balın mikroskobik tayinleri aşağıdaki bölümlere ayrılabilir: Balın sediment miktarının tayini,_ Balın yerel orijininin tayini (kalitatif polen analizi)_ Balın botaniksel orijininin tayini ( kantitatif polen analizi)

GENEL Ö Z E T :

Bal arısının en önemli ürünü olan bal, başlıca glikoz ve fruktoz olmak üzere farklı şekerleri ihtiva eder. % 1 oranında bulunan mineral maddelerin en önemlileri Na, Ca, K, P ve Fe’dir. İçinde bulunan enzimler balı diğer tat verici maddelerden ayırır. Diastaz enzimi balın ısıtılıp, ısıtılmadığının anlaşılmasında bir ayıraçtır. Balda ayrıca 11-12 çeşit amino asit ve vitaminler bulunmaktadır.Bal zamanla içinde bulunan dekstrozun kristal hale geçmesiyle şekerlenir. Şekerlenme olayı balın bileşimine ve depolama koşullarına bağlıdır. Şekerlenmiş ballar daha çabuk bozulmakta ve ekşimektedir. Balı süzmek, filtreden geçirmek, ısıtmak şekerlenmeyi engelliyebilir. Isıtma işleminin dikkatli yapılması gerekir. Çünkü aşırı ısıtma sonucunda balın Hidroksimetil furfurol (HMF) miktarı artmakta ve bal tazeliğini kaybetmektedir.Bal nem kapma özelliğinden dolayı açık bırakılacak olursa havanın nemini alarak fermantasyona uğrama oranı artabilir. Balın bozulması demek olan bu olay, ısıtma veya diğer yöntemlerle mayaların faaliyeti durdurularak önlenebilir.Bal uygun koşullarda saklanarak tadı ve aroması C nin altında normal rutubetteki temiz°uzun süre muhafaza edilebilir.10 depolarda hava ile temas etmeyecek şekilde kapalı olarak ambalajlanan ballar yıllarca bozulmadan muhafaza edilebilir.

KAYNAKLAR:
Veteriner Hekim: A.Turan ERDOĞDUBornova Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü1. Hülya KURT , Yüksek Lisans Tezi , Uludağ Üniversitesi2. Anonim Bal Standardı , Türk Standartlar Enstitüsü3. Banu TOLON , Doktora Tezi , Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü4. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı , Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliği (2000/39)5. Iso Analytikal Laboratuvar, Testing of Honey

24 Aralık 2011 Cumartesi

BAL NEDİR ? BALDAKİ GİZEM...

BAL NEDİR ?
Früktoz, glikoz ve suyun bileşiği­dir; sindirimi gerektirmediği için kolayca kana geçer. Bu sebeple zayıf ve iştahsız kimselerin enerji ihtiyaçlarını karşılamada iyi bir yiyecektir. Prof. Dr. Akil M. Özden’in 'Farmakodinami' kitabında balın iyi bir müshil (1) olduğu yazılıdır.
Balın 40-50 gramı müshildir. 100 gr. bal, 300 gr. su ile lavman (2) tarzında kullanılabilir. Yağlar vücudun önemli kaynağıdır. Normal şartlarda enerji üretmek için yağ ve şeker­ler birlikte yakılır ve böyle daha verimli bir enerji meydana gelir. Şeker olmadığı zaman yağlar daha verimsiz bir biçimde ya­kılır ve kolaylıkla yorgunluk meydana gelir. Bu sebeple yeterince tabiî şeker de alınma­lıdır.
Glikoz ve früktoz denen iki tabiî şeker özellikle balda boldur.Rafine edilmiş beyaz şekerde, vitamin, mineral ve protein bulunmaz. Şeker ihtiyacını sebze, meyve,bal gibi yiyecekler yiyerek karşılayabiliriz. Böylece öbür fay­dalı cevherleri de sağlamış oluruz. Bu se­beple rafine beyaz şeker hiç yenmezse, sıh­hat açısından daha iyi olur.
Keskin tadıyla boğaz tıkayıcı, iştahı kesici beyaz şeker vi­tamin ve proteinli öbür besinlerin yeterince yenmesini önleyerek ve dişleri çürüterek de zarar verir. Dişlere bulaşan rafine şekerle beslenen asidofilus isimli bakteri, sakkarozu laktik aside çevirerek, diş çürümesine yol açmaktadır. Eğer tatlı yemek, ağzınızı tatlandırmak istiyorsanız, çeşitli tad, koku ve renkteki tabii balları yeyiniz.Vücut, bir makinedir ve bir otomobil nasıl benzin isterse, onun da devamlı yakıta ihtiyacı vardır. Bir insan uyurken de kalbi çalışır ve bağırsaklar, sıkışıp sıkışıp açıl­maktadır. Karaciğer, böbrekler ve diğer organlar da faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu, sadece motoru çalıştırılan, henüz yola çıkmamış bir arabaya benzer. Bir insan uyandığı, kalkıp dolaştığı, çalıştığı, koştu­ğu zaman, hareket halindeki araba gibi daha fazla yakıt harcar. Bir çocuğun her gün aldığı besinin çoğu, çocuk hızla büyümekte olsa bile, yakıt olarak harcanır. Vücudun en ideal yakıtı da baldır.1937’de Alman araştırmacılar, balın zararlı bakterileri öldürücü tesire sahip olduğunu keşfettiler. 1962’de Amerikan Tarım Bakanlığından White; baldaki “gli­koz oksidaz” enziminin bakteri öldürücü ol­duğunu tesbit etti. Arı sütü, pensilin ve klortetrasiklinin tesirine benzer tesir göste­rir.
Bal tabii asittir, bu durumuyla birçok bakteri için zararlıdır. Balın tifo, dizanteri gibi on çeşit hastalık mikrobunu öldürdüğü ispatlanmış bir gerçektir.Bal, kalsiyum ve fosforca da zengin­dir. Bunların tesirleri, kuvvetli ve enerjik olmak isteyenlerce iyi anlaşılmalıdır. Daha çok kemik ve dişlerde sertliği sağlamak işi­ne yararlar. Büyüme çağında alınan kalsi­yum ve fosfor yeterli değilse, kemik ve diş­ler sağlam olmayıp, ince, dayanıksız ve gözenekli olurlar. Alınmaması, çocukların gelişmesi ve boy uzamasını da kötü yönde etkiler. Çoğu kez kısa boylu ve cılız ço­cukların ana ve babaları da çocukluk çağlarında kötü beslenmiş ve iyi gelişmemiş­lerdir. Çok küçük parçacıklar şeklindeki kalsiyum, sinirde uyarıların iletilmesine ya­rar. Yeterli miktarda kalsiyum, sinir siste­minin dengeli çalışmasını, sakin olmasını sağlar. Oysa kalsiyum eksikliğinde sinirler gergin ve aşırı hassastır. Az kalsiyum alan yetişkinler, sık sık sinirlenir, kaslarını gerer ve çabucak yorulurlar. Kalsiyum ek­sikliği rahat uyumayı güçleştirir. Aynı zamanda, kaslarda kramplara sebeb olur. Kadınların aylık kanaması sırasında karın bölgesinde görülen kramplar da çoğu kez kalsiyum azalmasından dolayıdır. Kanın pıhtılaşması için kalsiyum gereklidir. Bir ameliyat,kaza, diş çekilmesi sırasında önemli kanamalar olabilmektedir. Bal bü­tün bu arazların giderilmesinde mühim bir ilaçtır.
Kansızlığın önemli bir sebebi demir eksikliğidir. Balın kansızlığın önlenmesine katkısı da bilinmesi gerekli bir gerçektir.C vitamini eksikliğinde skorbüt denilen bir hastalık olur. Bağ ve kemik dokuda bo­zukluklar görülür. Kemikler ve dişlerde harabiyet olur. Kilo kaybı, iştahsızlık, ekler­lerde şişme, diş etlerinde kanamalar gö­rülür, ödemler, kansızlık, soluklar ve ço­cuklarda C vitamini noksanlığı sonucu felçler olur. Bazı kimselerde mikrobik hastalıklar müşahede edilebilir. Kalb yetersizliği, böbrek ve karaciğer hastalıkları, hazım sistemi bozuklukları, hormon sistemi bozuklukları görülür.O halde, arının balı verirken yapmış olduğu o kadar çaba boşuna değil. Arı, küçücük beyniyle bu kadar çok şeyi nasıl ve kimden öğrenmiş olabilir acaba? Bu mütalaanın sonunda ebediyen canlı­lığını ve gençliğini koruyacak olan şu ölümsüz sözlere dikkatinizi rica ediyoruz.“O arıların karınlarından renkleri muhtelif bal çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Doğrusu bunda da düşünecek bir topluluk için (Yaratıcının hikmet ve emrine delâlet eden) büyük bir alâmet vardır. “ (k.)“Şifa üç şeye münhasırdır: (Birisi) bal şerbeti içmek” (h.)“Peygamberimiz, balı severdi.” H,A.R. naklediyor:“O’na (s.) bir adam geldi. Kardeşimin karnı ağrıyor, dedi. Ona bal içir, buyurdu. Adam ikinci defa yine geldi. Yine ona: Bal içir, buyurdu. Sonra geldi ve içirdiğini, fakat rahatsızlığın geçmediğini söyledi. Yaratan doğru söyler, kardeşinin karnı yalan söyledi. Ona yine bal şerbeti içir, buyurdu. O da içirdi ve kardeşi kurtuldu, “(h).Dr. Polat HAS

18 Aralık 2011 Pazar

SAHTE BALCILARA DİKKAT !!!

4 ton sahte bal ele geçirildi AA
14 Aralık 2011

Diyarbakır Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünce gerçekleştirilen denetimde, bal diye satılmak istenen 4 ton glikoz ele geçirildi.
Diyarbakır Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Mehmet Ali Koçkaya yaptığı açıklamada, bir ihbarı değerlendiren ekiplerce, Kayapınar ilçesindeki bir adrese yönelik gerçekleştirilen denetimde, bodrum kattaki bir iş yerinde, piyasaya sürülmek üzere paketlenen 4 ton sahte bal ele geçirildiğini belirtti.Gıda ve Yem Kanunu doğrultusunda toplumun gıda güvenliğini sağlamak için çok sayıda denetim gerçekleştirdiklerini kaydeden Koçkaya, denetimde bodrum kattaki “merdiven altı” diye tabir edilen iş yerinde piyasaya sürülmek üzere paketlenen 4 ton sahte balın imha edildiğini bildirdi. Diyarbakır halkına, gösterdikleri duyarlılıktan dolayı teşekkür eden Koçkaya, şöyle dedi:“Gıda güvenliği, toplumsal destekle aktif olarak yürütülebilir. Vatandaşlarımızı, 'Alo Gıda 174' hattına gösterdikleri ilgiden dolayı kutluyorum. Müdürlük olarak bu ihbarları titizlikle değerlendiriyoruz. Vatandaşlarımızdan gelen bu ihbar sayesinde, 4 ton sahte balın piyasaya sürülmesi önlenmiş oldu. Çünkü bu iş yeri, gıda sicili ve onay belgesi olmadığından bizim denetim yaptığımız bayiler arasında yer almıyor. Denetim sonucunda üretim yapan iş yeri yetkilisi hakkında yasal işlem uygulandı. Ayrıca Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na da bu kişi hakkında, 'toplum sağlığını tehdit ettiği' ve kamuoyunu yanılttığı' gerekçesi ile suç duyurusunda bulunduk.”Koçkaya, vatandaşların, gıda üretim izni, gıda onayı ve etiketi olmayan ürünleri satın almamaları, açıkta satılan ürünlere dikkat etmeleri gerektiğini kaydetti.Sahte bal nasıl anlaşılırKoçkaya, sahta bal ile hakiki balın vatandaşlar tarafından ayırt edilmesinin mümkün olamayacağını anlatarak, bu ayrımın ancak laboratuvar analizleri sonucu belirlenebileceğini söyledi.Tespit ettikleri şüpheli balları Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'na bağlı laboratuvarlarda analiz ettirdiklerini ifade eden Koçkaya, “Bu denetimde de sağlıksız ve gıda üretim izni alınmadan üretilen balın, Diyarbakır'da bakanlığa bağlı olarak kurulan merkez laboratuvarında analizini yaptırdık. 3 tip şeker vardır. Fruktoz, Sakkaroz ve Glikoz. Doğal şeker Fruktoz dışındaki şekerlerin oranına göre balın sahte olup olmadığı, titiz bir analiz sonucu belirleniyor. Vatandaşların yapması gereken şüpheli bir gıda ile karşılaştıklarında bize ihbarda bulunmalarıdır” diye konuştu.

Kaynak:4 ton sahte bal ele geçirildi.. AA14 Aralık 2011 Hürriyet..

2011 BİTİYOR

Merhaba Sevgili Arkadaşlar,

2011 yılı bitiyor. İklim şartları nedeniyle BAL rekoltesinde beklenenin altında bir dönem geçirdik. Umuyoruz ki 2012 yılı bol bereketli ve balın bol olduğu bir dönem olsur.

2012 ile birlikte yeni bilgileride sizlerle paylaşmayı hedefliyorum.

Bana, Arı ve Bal konularında her türlü sorularınız için kudret.kugu@gmail.com e_mail adresimden ulaşabilirsiniz.

Sevgilerimle,

3 Ağustos 2008 Pazar

2008 Sezonu Doğal Kesatane Balı - DUYURU

Siz tüketici dostlarımız tarafından son günlerde tarafımıza yoğun toptan satın alma isteği iletilmektedir. Tüketicilerimizin doğal bala dünüş içinde olduğunu sevinerek gözlemlemekteyiz.

Üretimimizin çok kısıtlı olması sebebiyle maalesef talep edilen miktarlarda toptan satışımız mümkün değildir.

Şifa amaçlı olan özel üretimimiz, perakende küçük miktardaki siparişlere cevap verebilmektedir.

Tüm tüketici dostlarımıza duyurulur.

Üretici : Osman Kuğu

31 Temmuz 2008 Perşembe

2008 Sezonu Doğal Kesatane Balı

2008 Sezonu doğal kesatane balı

500 Gr. özel amabalaj 30 YTL
1000 Gr. özel ambalaj 60 YTL

25 Temmuz 2008 Cuma

KESTANE BALI

Halk arasında deli bal olarak da bilinen Kestane Balı koyu kahve renkli, buruk, biraz acı tadı ve kestaneye özgü aroma vekokusu olan çok kuvvetli bir antiseptiktir.

Yüzyıllar boyu doğal ilaç olarak kullanılagelmiştir. Giresun Çanakçı yöresi yaklaşık 750- 1100 metre rakımlı tepelerde safkan kafkas arısı ile üretilmiş olan bal, içeriğinde yoğun kestane çiçeği salgısı ve orman gülü ve böğürtlen gibi çeşitli orman çiçeği nektarı bulundurur.

Bal arısı Kestane den polen, nektar ve salgı toplar. Bilimsel araştırmalarda Kestane Balının antibiyotik özelliğiyle streptecoc’lara karşı çok etkili olduğu kanıtlanmıştır. En temel olarak kasları kuvvetlendirici, mide ve karaciğer yorgunluğunu giderici yumuşak doku yaraları iyileştirici, yorgunluğu giderici, kan dolaşımını düzenleyici, bağışıklık sistemini güçlendirici, solunum sistemini rahatlatıcı özelliklerinden dolayı özellikle mevsim değişikliklerinde düzenli olarak alınması (sabahları aç karnına yaklaşık 1 tatlı kaşığı) alınması tavsiye edilir.

Çok etkili bir bal olması sebeiyle tüketimde de dikkatli olunmaldır.

Örneğin etkili şifa için sabah kahvaltıdan önce aç iken 1 tatlı kaşığı bal yenilmesi ve kesinlikle arkasından soğuk ya da ılık su veya sıvı alınmaması tavsiye edilir. Kestane balı az bulunması sebebiyle kahvaltıda tüketilmemelidir.


Streptecoc : " Kok (Coccus) " bakterilerin şekli küre gibidir. Fakat tesbih taneleri gibi dizili bir koloni olarak görülürler Bakterilerin bu şekilde sıralanıp koloni oluşturmasına ise " Streptococ " adı verilir. Aynı şekilde koloni oluşturan çomak yani " Bacillus " bakterilerine ise " Streptobacillus " adı verilir. Doğal kestane balı bu bakterilerin üreyip çoğalmasını engeller içediği antisepitik ile bağışıklık sistemini bakterilere karşı daha güçlü hale getirir. Bir nevi savunma zırhı oluşturur.

10 Aralık 2007 Pazartesi

.BALLI BİTKİLER – II




2। Ağaçlar ve Çalılar


Ülkemiz nektar ve salgı üreten ağaçlar yönünden değerli türlere sahiptir। Ağaç ve çalılar içinde nektar ve salgı üretimi bakımından en önemlileri; akasya, ıhlamur, okaliptüs, çam, funda, çeşitli meyve ağaçları, söğüt, yalancı akasya, akçaağaç, böğürtlen, muz, kestane, koca yemiş, püren, erguvan ve meşedir. Köknarların ve bazı ibreli ağaçların çiçekleri nektar salgılamaz. Yalnızca bazı yaprak bitlerinin çıkardığı artık maddeler ve geçen seneden kalan eski ibrelerin sızıntıları arılar için bal kaynağı oluşturur. Köknar ibreleri yaz başında sıcak günlerde tatlı su salgılar. Bu salgılama bir iki hafta gibi bir süre devam eder. Ancak, çamlarda yaşayan böceklerin salgı üretmeleri uzun sürelidir. Bu salgıların toplanarak çam balına dönüştürülmesi ülkemiz bal üretimi ve ihracatı yönünden çok önemlidir. İhraç edilen balımızın tamamına yakını çam balıdır. Bu bitkilerden bazılarının çiçeklenme veya salgı zamanı, yayılış alanı ve bal özellikleri aşağıda verilmiştir. -------------------------------------------------------Akasya


Değişik iklim koşullarına kolaylıkla uyum sağlayabilen akasya, ülkemizde yaygın olarak rastlanabilen bir ağaç türüdür। Akasyanın arıcılık açısından oldukça önemli bir yeri vardır। Görünümü ile de park ve bahçelere ayrı bir özellik katan akasya dikiminin hızlandırılmasına ülke çapında önem verilmelidir. Ağaçlandırma yapılacak bölgelere dikilecek her akasya ağacının üretici ve ülke ekonomisine katkısı büyük olacaktır. Akasyanın çiçeklenme dönemi bölgelere ve yüksekliğe bağlı olarak Nisan-Haziran ayları arasındadır. Akasya balının tadı ve kokusu çok güzeldir ve oldukça geç kristalleşir. Kendine özgü parlaklık ve akıcılığını uzun süre kaybetmez. Bir dönüm akasyadan 150 kg bal üretilir. ---------------------------------------------------------------------------------------------------


İğde ---------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu familyanın iki türü Türkiye'de doğal olarak bulunur. İğde, bazı bölgelerde ağaççık, bazı bölgelerde ise ağaçtır. Çiçekleri açık sarı renktedir. İğde çiçeğinin güzel kokusu herkes tarafından bilinir. Arılar sabahın erken saatlerinden günün geç vakitlerine kadar iğde çiçeklerini ziyaret ederler. Çiçeklenme süresi bulunduğu bölgeye göre değişir. Ilıman iklimin hüküm sürdüğü alanlarda Nisan ayında, daha iç bölgelerde ise Mayıs ve Haziran aylarında çiçeklenme gözlenir. İğdenin nektarı çok fazla değildir ve geniş alanlarda ekimi yapıldığı zaman arıcılık açısından değer kazanır. -------------------------------------------------------------------------------------------------Söğüt --------------------------------------------------------------------------------------------------
Arılar için özellikle erken ilkbaharda önemli bir nektar ve polen kaynağıdır. Ülkemizde sulak arazilerde doğal olarak yayılış gösterir. 1 dekar söğüt alanından 10-15 kg bal alınabilir. Balı geç kristalize olup sarı renklidir. ----------------------------------------------------------------------------------------------------Kestane ----------------------------------------------------------------------------------------------------
Ülkemizde Karadeniz, Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde doğal olarak yetişir. Haziran-Temmuz aylarında çiçeklenen kestaneden elde edilen balın rengi koyu kahverengi olup acımsı ve kendine özgü keskin bir kokusu vardır. Tıbbî ballar arasında kabul edilen kestane balı geç kristalize olur. Farenjit, astım, kansızlık durumlarında iyileştirici özelliği vardır.
------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yakı Otu : Bu bitkinin 21 türü Türkiye'de yetişmektedir। Çok yıllık bir bitkidir। Çiçekleri pembe renkte ve çok güzeldir। Bazı ülkelerde yakı otu kültüre alınmıştır ve yetiştiriciliği yapılmaktadır. Yüksekliği 600-3000 m arasında olan yeşil alanlarda, ormanlarda ve kayalık bölgelerde yakı otuna rastlamak mümkündür. Bursa, Ankara, Sinop, Ordu, Giresun, Trabzon, Kars, Balıkesir, Kütahya, Kayseri, Erzurum, Bitlis, Ağrı, Antalya, Van ve Adana'da bulunur. Balının rengi açık yeşildir. Kristalleştiği zaman beyaz bir renk alır. Balının çok güzel bir tadı ve aroması vardır. Bir hektar yakı otu ekili alandan 600 kg bal alınabilir. -------------------------------------------------------------------------------------------------Okaliptüs :


Okaliptüs, park ve bahçelerde süs bitkisi olarak da kullanılmaktadır. Her zaman yeşildir ve Akdeniz Bölgesi ikliminden hoşlanmaktadır. Bu bitkilerin boyu 30 metreye kadar çıkabilir. Çok yoğun sarı çiçekleri vardır. Türkiye'de en çok Mersin ve Adana bölgesinde bulunmakla birlikte İstanbul, İzmir, Antalya ve Hatay'da da bu bitkiye rastlamak mümkündür. Çiçeklenme dönemi türe ve bölgeye göre Kasım-Haziran ayları arasındadır. Balı yavaş kristalize olur. ------------------------------------------------------------------------------------------------------
Narenciye -------------------------------------------------------------------------------------------------------
Narenciye bitkileri arasında portakal ve limon arılar için önemli nektar kaynaklarıdır. Ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgelerinde geniş alanlarda kültüre alınmıştır. Balı kendine has hoş kokulu olup C vitamini bakımından zengindir. --------------------------------------------------------------------------------------------------------
Püren ---------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ülkemizde Akdeniz, Ege, Trakya ve Karadeniz bölgelerinde doğal yayılış gösteren pürenin ilkbahar ve sonbaharda çiçeklenen türleri vardır. Çiçekleri pembe ve mor renkli olup arılar için zengin nektar ve polen kaynağıdır. Püren balı kendine has aromalı, hafif acımtırak, oldukça kıvamlı ve kıymetlidir.